Hayata Noktalı Virgül

Hayata Noktalı Virgül

11 Ocak 2014 Cumartesi

Gökten Üç Elma Düştü, Üçü de Kaldırıma Düştü...

Gökten üç elma düşmedi hiç bizim hayatımıza. Üç elmadan yalnızca biri de düşmedi. Bizim gökyüzümüz koyu griydi hep. Hüzün kokardı, nemliydi ve boğucuydu. Bazen yıldızlar kaysa da, bazen uçurtmalar sunsak ta cömertçe, rengarenk, kerevetine eremedik hiç kırmızı bir elmanın. Ateşinde ısındık tabiatın, toprağında uyuduk yıldızlı gecelerde ve havasını soluduk en kükürtlü sonbahar ikindilerinde. Gün oldu kurbanlar sunduk toprağı kızıla boyarcasına, gün oldu ellerimizi kaldırıp boşluğa dualar ettik teslim olurcasına. Gazeteden yapılan ve hamurla yapıştırılan kese kağıtlarında gördük biz elmaları yalnızca. Baba kokan kimi zaman, çoğu zaman kışı hatırlatan kırmızı elmalar. Bazen soğuk bir kış gecesinde, coğrafyamıza Pluton kadar yabancı masallarda yerdi o elmayı güzel bir kız, hain bir cadının elinden. Kız ölür, biz yutkunurduk elmanın yokluğuna. Sobanın borusuna yapıştırılan ekmeğin kokusu yayılırken odanın her köşesine, merhameti çiçekli bir yorganın sıcağında bulurduk. Hayat, kışın donan musluklar gibiydi ve hayallerimiz musluğa dökülen bir çaydanlık dolusu sıcak su gibiydi. Musluğu açan ama kendisi donan bir çaydanlık dolusu su gibi. Gökten üç elma düşmedi hiç bizim hayatımıza. Mutlu sonla bitmedi bizim masallarımız. Masal renginde izdüşümler yansımadı gözbebeklerimizden. Bizim hikayemiz olurdu yalnızca. Kahramanları hayatın kendisi kadar gerçek, gerçekleri kahramanları gibi ağır yaralı hikayeler.


Bizim sevdiğimiz tüm kızlar evlenirdi başkalarıyla. Gelmeyecek mutlulukları beklerdik karanlık köşe başlarında. Bazen bir sigaraya sığdırılırdı dostluklar, bazen de mecburiyetlerin boğuculuğuna. Hiçbir otobüse yetişemezdik. Yetişsek de binemezdik, cebimizdeki para yetmezdi gideceğimiz yere. Hayat
bize güzel değildi her daim. Bir arabamız olmadı mesela, doyasıya harcayacağımız paraları saklayan deri cüzdanlarımız da. Bir tek biz olduk, aynada hep hüzünle gülümseyen ve kendini aynada her gördüğünde utanarak, sıkılarak üstünü başını düzelten. Yıllar yılları kovalarken unuttuk elmalı masalları. Kandırıldık bıkıp usanmadan. Kandırıldığımızı her anladığımızda hızla uzaklaştık bizi kandıracak başka yalanlara. Her yalan, bir öncekinin antibiyotiği gibiydi. Zamanla bağışıklık kazandı ruhumuz kandırılışlara. Öyle bir vakit geldi ki, doğrulardan kaçıp sığındık kirli yalanlara. Suratımıza tokat gibi çarpan her gerçeğe inat, çocukluğumuza inip beklemeye koyulduk gökten düşecek elmaları. Elmalar hiç düşmedi, biz hiç eremedik kerevetine. Yine de bekledik inatla. Bazen dalları salkım saçak meyve dolu elma ağaçlarının altında bile, bir el uzatma mesafesindeki elmaları hiçe sayarak bekledik o elmaları. Hiç düşmeyeceklerini bile bile.


Masalların gerçek olmadığını anladığımızda çoktan büyümüştük ve ilgimizi çekmiyordu artık elmalar. Prensesin yemesi de umurumuz da değildi açıkçası. İki sokak aşağıda özel bir hastane vardı. Cadı elmayı yedirse bile, acilde midesini yıkayarak kurtarabilirdik prensesi. Yedi cüceler de artık bir araya gelemezdi. Çete kurmak ve suç örgütü oluşturmaktan içeri alınabilirlerdi. Kötü cadı elmaları zehirlemiyordu artık. Onun yerine kendisi yiyordu, zira çok pahalıydı hayat. Üstelik Ergenekon’dan içeri alınma ihtimali söz konusuydu prensin. Kral, seçimlerin kaygısında sloganlaşıyordu. Peri kızları gelemezdi ki geceleri başucumuza. Maazallah sokaklar tekin değildi. Kanatlarını koparır, hatta tecavüz edebilirlerdi. Kapkaççılar sokakları teslim aldığından beri gelmiyordu iyilik dağıtan melekler. Noel baba İspark alanları dışında arabasını bırakacak yer bulamıyordu. Ak sakallı dede irtica suçundan yargılanıp içeri atılmıştı. Pinokyo çin pazarına düşmüştü. Heidi bile izdivaç programlarına çıkmıştı Peter’i bulabilmek için. Polyanna geçirdiği ruhsal bunalımın ardından Bakırköy Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi’ne yatırılmıştı. Kurşun askerlerin bir kısmı tasfiye edilmiş, kalan kısmı da Silivri’ye gönderilmişti. Develer tellallık yapma alışkanlığını bırakmadığı için telekulak suçlamasıyla içeri alınmıştı. Pirelerse berberlikten para kazanamadıklarını ileri sürerek dış ticaret işine girmişlerdi. Bir varmış, bir yokmuş olmuştu her şey gerçekten. Derken bir gün gazetelerin üçüncü sayfasından okuduk acı haberi. Gökten üç elma düşmüştü. Kimsenin başına değil, sokak ortasına. Kimse itibar etmemişti hormonludur diye. Kerevetini ise bir belediye otobüsü ezmişti. Masum ve kirlenmemiş zamanlarda, sessiz gecelerde umutla beklenen elmalar, kirli bir zamanda umarsız dünyalara düşüvermişti apansız ve amansız. O zamanları bilenler hamur yaptık küçük tabaklarda. Gazetenin üçüncü sayfasından kesekağıdı yapıp olay yerine koştuk. Her birimiz birer küçük parça koyup içine çocukluğumuza koştuk delicesine. Mahallelerimizde yükselen dev binaların gölgesinde kalan son ağaçların altına gömdük onları itina ile. Elmalar öldü ve biz büyüdük. Hiç başlamadan bitti masallarımız da.

Hiç yorum yok: