Hayata Noktalı Virgül

Hayata Noktalı Virgül

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Keder, Utanç ve Özlem... Duyguları İnsanla Anlatmak.

Hangi mutluluk vardır ki bir acının üstüne kurulmamış olsun? Hangi tebessüm bir gözyaşına aldırmadan çınlar boşlukta? Bir bütündür aslında yaşamın içinde acı da, mutluluk da, heyecan da. Birini kederin derin kuyularına atmadan aralayamayız mutluluğun kapılarını. Ya da birilerini mutlu etmek olsa da bedel, bilerek acıyı saplarız sol yanımıza. Akan kan değil, akan bir insanın bir başka insanı yaşatabilmek için verdiği diyettir aslında. Tarih böyle yazdı bunu ve yazgısını aşkla perçinledi insan her sonbaharda. Tanrı ol dedi ve olduysa dünya, acıyı da alnımıza kendi elleriyle sürmedi ya! En az aşk kadar, şefkat kadar, merhamet kadar Tanrı işi gözyaşı da. Hani güle ulaşmak uğruna ezilen kır çiçekleri vardır ya, onlardır bir başkasının mutluluğu uğruna çekilen kahır ve her gülü kendimiz dikmişizdir kurak bahçelere, yine kendi avuçlarımızla. Kim ki saçında aklarla bakarken uzun uzak yollara, bir kıyamet yanıyorsa kalbinin en orta yerinde, o her ikisini de yapamamış, arafta kalmış pişmandır, dokunmayasın sakın ha! Çünkü ona dokunmak evlat, bin yıllık bir ahı, kör bir bıçakla kesip kanatmaktır umarsızca. Ona dokunmak Tanrıya dokunmaktır, bir insana dokunamamış olsak da.


Bakın, ben söylemiştim. Bu piyasa da kimsenin mutlu olmak gibi bir lüksü olamaz. Eğer biri mutlu olacaksa bile onu da ben mutlu ederim. Bakmayın siz şimdi onun popüler olduğuna. İlk albümünü çıkaracağı zaman ayakkabılarını bile ben aldım. Köyden tarlasını satıp gelmiş, ahır gibi kokan bir adamdı, ben onu insanların saygı duyacağı biri yaptım. Ben yaptım! 50.000 lira para verdim, geri almadım. Bunu döveceklerdi ben engel oldum. Şimdi birileri çıkıyor ben sanatçı oldum, ben besteci oldum falan filan. Bana maval okumayın kardeşim! Ben biliyorum ne bok olduğunuzu. Ayrıca orada burada arkamdan konuşanlara sesleniyorum; bakın kardeşim ben kimseye kolay kolay hakaret etmem, insanları rencide etmem. Edersem de o insan zaten insan değildir. Kaç kuruşluk adamlara kaldı bu piyasa. Ben bir tıp doktoruyum, bilimsel kariyer yapmış bir adamım. Bu piyasada bugün birileri ekmek yiyorsa, o ekmeğin ucu benim kardeşim! Verin lan ekmeğimi sik kafalılar. O ekşi sözlük falan da İsrail işi zaten. Bunların hepsi, piyasadaki Erol Köse realitesini hazmedemeyen yavşakların komplosudur. Ben saygımı bozmak istemiyorum, yoksa topunuzun amına koymasını da bilirim. Gülşen travestiydi aslında, Ebru Gündeş’i çalıştığı tekstil atölyesinden ben çıkardım. Michael Jackson bile bir çok eserini benden çaldı. Başbakanım çok yaşa!


Gözlerimi yatırıp boşluğun koynuna, büyük hayaller kurardım, Karadeniz kadar hayaller. Her fırtına başında yosunlu taşlara vururken dalgalar, benim kalbimde büyürdü memleket ve sevda. Sevda ki bir kemençenin tınısında saklıdır çoğu zaman. Kimi zaman bir yeşil yamacın sisine aşina. Hiç yaşlanacağımı umut etmedim oysa. Kocaman ömürlere küçük şeyler doldurmaktansa, kısa bir ömre koca bir hayat doldurmayı düşündüm her günün sabahında. Gün oldu söndü tüm ışıklar, gün oldu kamaştı gözlerimiz hayatın ışıklarıyla. Bir alkış kadardı hayat. Alkışlar sustu ve kapandı perde sonsuza. Oysa ne çok isterdim bir kez daha saçlarımı atıp arkaya, gözlerimi kapatıp dokunmayı mikrofona. Kuzeyin ortanca oğluydum ben. Daha kırlaşamadan dökülen saçlarım değemedi soğuk musallaya. Şarkılar söylendi arkamdan, ağıtlar yakıldı usulca. Kimi geceler yıldızlar kadar yakındı şarkılar. Bazen bir sokak çalgıcısının gitarında, bazen görkemli konser alanlarında olsa da, her şarkı saydam bir bulut gibi indi toprağıma. Bir şarkı daha vardı halbuki aklımda. Dinleseniz seveceğiniz, sevseniz dinlemeden edemeyeceğiniz bir şarkı… Şimdi kısık bir sesle mırıldanıyorum her gece, yıldızlardan bakarken dünyaya. Biliyorum ki söylendikçe şarkılar, bu karanlık yerden açılan pencerem hiç kapanmayacak hayata.

Hiç yorum yok: